DENİZLERİN KANUNU: DENİZCİ YASALARI

Antik çağlardan beri deniz ticaretinden önemli bir gelir sağlayan tüccarlar, elde ettikleri kârın belli bir oranını vermek şartıyla gemi sahibi kaptanlarla el sıkışarak anlaşıyorlardı. Çoğunlukla tüccarların da katıldıkları bu seferlerin sonunda ödemeyi alan kaptanlar, geminin masraflarını ve kendi paylarını düştükten sonra kalan parayı mürettebat arasında paylaştırırlardı. Bu durum ortaçağa kadar bu şekilde devam etti.

Yelken çağına gelindiğinde gemi inşa tekniklerinde yaşanan gelişmeler artık okyanus ötesi yolculuklar yapabilen daha büyük gemilerin inşa edilmesine neden olmuştu. Yeni keşiflerin yapılması ve yeni gemilerin inşası, yolculuk sürelerinin uzaması ve mürettebat sayısının artması anlamına geliyordu; ancak aylar boyunca süren uzun seferler sırasında denizciler arasında düzeni ve disiplini sağlamak büyük bir sorundu.

O devirlerde boylam bilinmediği için gemiler mevkiilerini de belirleyemiyorlardı ve bu durum yolculuk sürelerini daha da uzatıyordu; ayrıca yeni bulunan ticaret yolları da pek çok tehlikeyle doluydu. Aniden çıkan bir fırtınada gemi kayalıklara çarpıp batabilir veya salgın hastalık sonucu mürettebatın büyük bir bölümü ölebilirdi. Kısacası denizin kendine özgü değişmez kuralları vardı ve hatayı asla kabul etmezdi, dolayısıyla denizde seyir güvenliğini sağlamak için de bir takım kurallara ihtiyaç vardı. Yeni ticaret yollarının keşfinin ardından deniz ticaretinde büyük bir artış meydana gelecek; bundan sonra taraflar arasında yapılan anlaşmalar karşılıklı sözleşmelerle imza altına alınmaya başlanacaktı.

17. YÜZYIL LİMANI

Kayıtlı ilk denizci yasaları, gemi sahiplerinin mürettebatla yaptıkları sözleşmelerin hükümlerine dayanıyordu. Bu açıdan bakıldığında denizci yasaları aslında mürettebat ve kaptan arasında yapılan iş akdi gibiydi. Gemilerde disiplinin sağlanması, ücretlerin ödenmesi, erzak dağıtımı, verilecek cezalar ve tazminatlar hep bu kurallara göre belirlenirdi.

Denizci yasaları genel hatlarıyla şu maddelerden oluşuyordu:

• Gemide uyulacak genel disiplin kuralları ve uymayanlara verilecek cezalar,

• Savaş, hastalık ve kıtlık gibi olağanüstü durumlarda uyulacak kurallar,

• Ganimetin mürettebat arasında nasıl bölüştürüleceği, kimin ne kadar pay alacağı,

• Çatışmada sakatlanan denizcilere hangi durumlarda ne kadar tazminat verileceği.

BİR NAVLUN SÖZLEŞMESİ ÖRNEĞİ

Deniz ticaretinin artışı yeni bir tehlikenin daha ortaya çıkmasına neden olmuştu; bu tehlike ticaret gemilerine saldıran korsan gemileriydi. Korsan yasaları, düşmanlara saldırmaya izinli özel ticaret gemilerinin yasalarıyla hemen hemen aynıydı ve birçok madde bunlardan türemişti. Hükümet adına çalışan bu gemilerin bazıları zaman zaman korsanlığa geçtiği için bu normaldi. Aynı dönemlerde sıradan ticaret gemilerinin de ücretleri ve kuralları belirleyen özel yasaları vardı. Custom of the Coast (Kıyı Geleneği), Jamaica Discipline (Jamaika Disiplini), Charter Party veya Chasse-Partie (Navlun Sözleşmesi) gibi isimlerle anılan bu yasalar, çoğunlukla korsanlar arasında Articles of Agreement (Sözleşme Hükümleri) olarak bilinirdi.

Korsan yasalarının bilinen en eski örneği Portekizli korsan Bartolomeu Português tarafından XVII. yy. ortalarında oluşturulmuş, Karayiplerde İspanyol gemilerine ve limanlara saldıran korsanlar arasında kısa sürede popüler olmuştu. Gemilerde disiplinin sağlanması, ganimetin mürettebat arasında adil bir şekilde paylaştırılması, yaralanan mürettebata verilecek tazminatlar gibi konuları hükme bağlayan sözleşme maddeleri, daha sonraki dönemlerde Henry Morgan, Henry Avery, Edward Thatch ve Bartholomew Roberts gibi diğer ünlü korsanlar tarafından da kullanılacaktı.

Korsan yasaları genel hükümleri itibariyle üç aşağı beş yukarı benzer maddelerden oluşuyordu, bu maddeler genel olarak tüm korsanlar tarafından kabul görmekteydi. Genel hükümlere ilaveten her kaptan yasaya kendi özel maddelerini eklemekte de serbestti, bu nedenle korsan yasaları kaptandan kaptana farklılık gösterebiliyordu. Bazen aynı kaptanın farklı seferleri arasında dahi bazı yasa hükümlerinde farklılıklar olabilirdi, bazı kaptanlar bu yasalara müzakere hakkını da (right of parley) koyarlardı.

Korsan Yasası

Sözleşme niteliğindeki bu maddeler mürettebat tarafından denize açılmadan önce imzalanıyordu. Mürettebata katılacak her bir denizci yazılı kuralların altına imzasını attıktan sonra şerefi üzerine bu kurallara uyacağına dair yemin ederdi. Efsaneler korsanların çapraz tabanca, çapraz kılıç, kurukafa veya bir top üzerine ata biner gibi yemin ettiklerini öne sürse de yeminler çoğunlukla Kitab-ı Mukaddes üzerine edilirdi.

Akınlarda ele geçirilen gemilerden alınan esirler de korsanlara katıldıklarında bu kuralları imzalamak zorundaydılar. Bunlar bazen gönüllü olarak bazen de zorla korsanlara katılıyorlardı. Marangoz ve seyrüseferci gibi meslek sahibi denizciler, genellikle fikirleri sorulmadan müretebata katılmaya zorlanırlardı. Gönüllüler bazen korsanların şahitler önünde kendilerini imzaya zorlamalarını istiyorlardı, böylece yakalandıkları zaman zorla korsan yapıldıklarını iddia edebiliyorlardı. Korsanlar yakalanmadan veya teslim olmadan önce imzaladıkları belgeleri genellikle yakıyorlardı, çünkü kuralları imzalamayan denizcilerin yakalandıklarında mahkeme tarafından aklanma şansları daha yüksekti. Bu nedenle yazılı yasaların birçoğu yok olmuş, bunlardan pek azı günümüze ulaşmıştır.

Charles Johnson’un 1724 tarihli A General History of the Pyrates isimli kitabı, XVIII. yüzyıldaki korsan yasaları hakkında detaylı bilgiler vermektedir. Döneminin ünlü korsanlarının (Barholomew Roberts, John Phillips, Edward Low, George Lowther ve John Gow) yasalarını aktaran kitap, o dönemlerde denizcilerin hayatı hakkında da önemli ipuçları veriyordu.

Bu yasaların genel hükümleri çoğunlukla aşağıdaki gibiydi:

    • Korsan olan her tayfa kendi kurallarını kendileri seçerdi ve gemiyi ilgilendiren konularda herkesin eşit oy hakkı vardı. Her korsan kaptanın emirlerine uymak zorundaydı ve kurallara uymayanlar cezalandırılırdı.

    • Gemilerde genellikle denizciler arasında kavgalara neden olduğu için kumar oynamak yasaktı, aynı nedenle güvertede kadın bulunması da yasaktı. Bu yasağa uymayan denizcilere ölüm cezası verilirdi.

    • Her denizcinin kendisine verilen tabanca, tüfek ve kılıçları her an temiz ve göreve hazır tutması gerekiyordu. Buna özen göstermeyen ve görevini yerine getirmeyen denizcilerin payından kesilirdi.

    • Arkadaşına firar etmeyi teklif eden veya mürtettebattan birşey saklayanlar, yanlarına bir şişe barut, bir şişe su, küçük bir tabanca ve tek bir mermi verilerek ıssız bir yerde karaya bırakılırlardı. Savaşta gemiyi ve mevkiini terketmenin cezası da çoğunlukla ıssız bir yerde karaya bırakılmaktı.

ISSIZ BİR KIYIYA TERKEDİLMİŞ KORSAN

  • Güvertede bir denizcinin diğerine vurması yasaktı, bu yasağa uymayan Musa’nın Yasasına göre biri eksik olmak üzere 40 kırbaç cezasına çarptırılır ve sırtından 39 kere kırbaçlanırdı. O dönemlerde 40 kırbacın bir insanı öldürebildiğine inanılıyordu.

  • Denizciler arasındaki anlaşmazlıklar taraflar uzlaşamadığı takdirde karada düelloyla çözülürdü. Serdümen gözetiminde sırt sırta veren rakipler belli bir mesafeye kadar adım atar, verilen komutun ardından dönerek birbirlerine tabancayla tek el ateş ederlerdi. İki taraf da ıskalarsa kılıç dövüşüne geçilir, ilk kanı akıtan galip sayılırdı.

  • Ganimet dağıtımı geminin varsa borçları ödendikten sonra herkese yasalar tarafından belirlenen oranlarda yapılırdı. Ganimetten çoğunlukla kaptan 2; ikinci kaptan ve serdümen 1½; lostromo ve vasıflı denizciler ( topçu, marangoz, doktor … vs.) 1¼, diğer denizciler ise 1 oranında pay alırlardı. Ele geçirilen taze gıda ve içkiden ise gemide kıtlık olmadığı sürece herkesin eşit pay alma hakkı vardı.

  • Ganimetten kendi payına düşenden fazlasını alarak arkadaşlarını dolandıranlar ıssız bir yerde karaya bırakılırdı. Hırsızlık sözkonusuysa suçluların kulakları ve burnunları kesilerek ilk yerleşim yerinde indiriliyorlardı. Dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarında ceza verilmesi için çalınan malın değerinin gümüş bir İspanyol dolarından fazla olması gerekiyordu. Yaklaşık 930 ayar gümüşten kesilen 38 mm çapında ve 27,47 gram ağırlığındaki İspanyol dolarları, 8 reale karşılık geldiği için denizciler arasında sekizlik (piece-of-eight) veya peso (peso de ocho reales) olarak bilinirdi.

  • Çatışmada bir uzvunu kaybeden veya görev sırasında sakatlanan denizciler 800 pesoya kadar (2016’nın parasıyla yaklaşık 40.000$) tazminat alırlardı ve bu para o dönemde sıradan bir denizcinin 8 yılda kazanabileceğinden çok daha fazlaydı. Daha küçük yaralanmalarda ödenen tazminat miktarı, sakatlanma derecesine göre tespit edilirdi. 1000 pound kazanmadan hiçkimse mürettebattan ayrılamazdı, bu da yaklaşık 110 kg gümüş veya 8 kg altın anlamına geliyordu. XVII. yüzyılda 1 pound İspanyol parasıyla ortalama 4 – 4,5 peso ediyordu ve buna göre 1 peso yaklaşık 4,5 – 5 şilindi. (1 pound = 20 şilin)

İSPANYOL HAZİNESİ - 1715
1715 yılında batan İspanyol hazine filosundan çıkarılan peso ve escudolar. 3,4 gramlık altın bir escudo 16 real değerinde 2 gümüş pesoya eşitti.

Genel olarak tüm korsanlarca kabul edilen bu kuralların yanısıra birtakım özel kurallar da vardı. Örneğin Kaptan John Phillips’in kurallarında mürettebatından iffetli bir kadına tecavüz etmeye kalkışanın cezası ölümdü. Ayrıca yangın riski olduğundan mürettebatın çatışma dışında silahlarını ateşlemeleri, fener dışında mum taşımaları yada ambar yakınında tütün içmeleri de yasaktı. Barholomew Roberts’da benzer şekilde akşam saat 8’den sonra kapalı güvertelerde mum ve fener yakılmasını yasaklamıştı. Bu davranışlarda bulunanlar yine yasalara göre 39 defa kırbaçlanırdı.

O dönemlerdeki geleneksel Avrupa toplumlarının aksine, Karayiplerdeki korsanlar arasında kuvvetler ayrılığına dayanan sınırlı bir demokrasi mevcuttu. XVII. yüzyılda korsan gemilerinin çoğu, dönemine göre oldukça adil yasalarla yönetiliyordu ve kaptanların yetkileri yasalar çerçevesinde sınırlandırılmıştı. Adalet dağılımı tüm korsanlar tarafından benimsenen temel ilkeydi, korsanlar bu fikirlerini ele geçirdikleri gemilerin mürettabatına da aşılıyorlardı. Esir edilen denizcilere öncelikle kaptanları tarafından herhangi bir haksızlığa veya şiddete maruz kalıp kalmadıkları sorulurdu. Mürettabatına eziyet eden kaptanlar çoğunlukla cezalandırılır, hatta öldürülürdü; buna karşın mürettebatı tarafından sevilen ve saygı duyulan kaptanlar ise genellikle serbest bırakılıyordu. Korsanlar mürettebatları tarafından ıssız bir yerde ölüme terk edilmiş bir denizci bulduklarında onu kendi yasalarına göre yeniden yargılarlardı.

XVIII. yüzyılın başlarında Karayiplerde Altın Çağını yaşayan korsanlık, merkantilist deniz ticareti sistemine karşı artık büyük bir tehdit haline gelmişti. Çok kültürlü ve çok uluslu yeni bir sosyal düzen oluşturarak Bahamalardaki New Providence Adasını kendilerine merkez haline getiren korsanlar, 1706 yılında Nassau şehrinde bir Korsan Cumhuriyeti kurdular. Seçilmiş kaptanların oluşturduğu bir korsan hükümeti tarafından korsan yasalarıyla yönetilen bu devlet, Britanya Kraliyet Donanması tarafından 1718 yılında güç bela ortadan kaldırılabilmişti. Takip eden yıllarda Karayiplerde büyük bir korsan avı başlayacak ve 1730’lara gelindiğinde Karayiplerde korsanlığın Altın Çağı tamamen kapanacaktı.

KORSANLAR

Günümüzde modern denizcilik yasaları elbette eski denizcilerin yasalarından oldukça farklı, neyse ki artık kırbaçlanma ve ıssız yerde karaya bırakma gibi cezalar yok. Peki, halihazırdaki uluslararası denizcilik kanunlarının kökeninin XVII. yüzyıla uzandığını biliyor muydunuz? 1609 yılında Felemenk hukuk adamı ve düşünür Hugo Grotius’un öne sürdüğü Mare Liberum (Özgür Deniz) konsepti, günümüzdeki uluslararası karasuları kavramının ana fikri olarak kabul edilmektedir. Yine Felemenk bir hukukçu olan ve XVIII. yüzyılda yaşayan Cornellius van Brynkershoek ise, Grotius’un fikrini geliştirerek ulusal karasularının bir top atışı mesafesi olarak tanımladığı 3 deniz miliyle (5.6 km) sınırlandırmış; bunun dışında kalan denizlerin tüm uluslara açık olmasını önermiştir. O dönemlerde bir çok denizci ulus tarafından benimsenen ve yakın zamana kadar uygulanan bu kural, bazı ulusların 3 denizmilinin ötesindeki karasularında hak iddia etme talepleri üzerine tartışmalara neden olmuş; 1982 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile ulusal karasuları tanımı yeniden düzenlenerek 12 mile çıkarılmıştır.

 

Sabri Çağrı Sezgin

scsezgin@gmail.com

Yararlanılan Kaynaklar:

Johnson, Charles; A General History of the Pyrates, Londra 1724
Little, Benerson; The Sea Rover’s Practice: Pirate Tactics and Techniques, 1630-1730; Potomac Books, Inc., Washington 2005; ISBN:1574889117

İlk yorum yapan siz olun.

Bir yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*